derviş,sofi,ilahi,ilahiler,dervişler,tarikat,tasavvuf,zikir,medine,mekke,zikrullah,mürşid,mürid,efendimiz,resulullah,salavat, en güzel ilahiler
  somuncubaba
 

Somuncu Baba Kimdir

 

 

 

 

 

GAVS-ÜL A’ZAM ŞEYH HAMİDİ VELİ (SOMUNCU BABA) KADDESELLÂHÜ SIRRUHÜL ÂLİ’yi tanıyalım

 

 

 

Doğumu ve Tahsili 
Anadolu’nun manevî mimarları, mana köklerimizin sahibi olan veli zatlar arasında yer alan Somuncu Baba olarak maruf Şeyh Hamid-i Aksarayî Tük tasavvuf ve ilmî hayatında müstesna bir mevkiye haizdir. Hidayet güneşi Mehdi, Velayet Aruf-i Billah, Kutb'ul Evliya gibi sıfatlara mazhar olmuş, evliyanın ve ulemanın büyüklerinden Şeyh Hamîd, Şeyh Hamîdüddin olarak zikredilmekle birlikte, Şeyh Hamîd-i Velî, Hamîd-i Kayserî, Hamîd-i Aksarayî, Somuncu Koca, Ekmekçi Koca isimleriyle de anılan Somuncu Baba’nın doğum tarihi muhteliftir. 1349 ve 1331 tarihlerinde doğduğuna dair iki bilgiye rastlamaktayız. 
Kayseri’nin Akçakaya Köyünde dünyaya gelmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması, Anadolu’yu manevi fetih için gelen Horasan erenleri arasında Somuncu Baba’nın babası Şeyh Şemseddin Musa Kayseri’de vardı. Soyu 24. kuşaktan Hz. Peygamberimize (SAV) uzanmaktadır. Asıl ismi Hamîd olan Somuncubaba ilk tahsilini ve tasavvuf neş’esini babasından almıştır. Devrinin önde gelen alimlerinden “mütavil” ilimleri öğrenmiş; özellikle Tefsir ve Fıkıh (İslam Hukuku) dersleri almış, medrese öğrenimini tamamlamıştır. Babasının vefatından sonra, ilim aşkıyla yanıp tutuşan kalbi mutmain olmadığından mürşid aramaya başlamış, ilmini ve tasavvufî bilgisini artırmak için Kayseri’den o zamanın şarkın on mühim ilim ve irfan merkezlerinden olan Şam’a gitmiştir. İlim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil’de sürdürmüştür. Alaaddin Erdebili’den ve Bayezid-i Bistami’nin ruhaniyetinden manevi terbiye almıştır.

Tasavvuf Hayatı
Somuncubaba “Hankâh-ı Bayezediyye” (Bayezidi Bestami tekkesi)’ de bulunan tarikat pirleri ile sohbetlerde bulundu, Bayezid-i Bistami’nin ruhaniyetinden manevî terbiye aldı, Hankah'ı Bayezidiyye’de bir şeyhin hizmetinde bulunmuş, ilmî çalışmalarına devam ederken tasavvufî hayata yönelmiş, kalbî seviyesini yükseltmiştir. Aldığı manevî emir üzere Tebriz yakınlarında Hoy kasabasında zamanın Gavs-ı Şeyh Safiyüddün İshak’ın torunu Hace Alaaddin Nur'u Muhammediyye mişkad olduğunu öğrenince ona teslim oldu. Ibadet, riyazet ve hizmetle üstün derecelere kavuşmuş, Hace Alaaddin Erdebili, ömürleri nihayete ermek üzere bulunmakta iken hüviyet ve hilavet sırrını anladığı Ebu Hamîd'i sevinçle karşılamış.

Hace Alaaddin Erdebili, bir gün ona: “ Artık bizden öğrendiğin ilmi, Allah Teâlâ’nın dinini, insanlara öğretmek üzere Anadolu’ya git!” buyurmuş, Hocasının Somuncubaba’ya olan alakası ve insanları yetiştirmek için icazet vermesi hased edici kimselerin ona karşı buğz etmelerine sebep olmuştur. Hace Alaeddin, Hâmid-i Aksarayî’yi vazifelendirip, talebeleriyle “Şemseddîn-i Tebrîzî Makamı” denilen yere kadar uğurladı. Hocası Hamîd-i Aksarayî’ye buğz eden ve onu kıskananların da bulunduğu yöne dönerek, “Hâmideddîn’in arkasından, gözden kayboluncaya kadar bakınız. Eğer dönüp bizden tarafa bakarsa, Anadolu’da onun ilminden istifâde ederler. Şayet bakmazsa, onun ilminden hiçkimse istifâde edemez” buyurdu. Bunun üzerine Hâmid-i Aksarâyî’nin arkasından baktılar. Bu hâli Cenâb-ı Hakkın izniyle anlayan Hamîd-i Aksarayî, gözden kaybolmadan önce iki defa arkasına baktı ve onların hasedlerini giderdi. Ebu Hamîd, Hace Alaaddin Erdebili'den “Velayet Nuru”nu, dinî ve dünyevî ilimlerle ilgili icazet aldıktan sonra aldığı emir üzerine büyük bir alim ve veliyy-i kâmil bir velî olarak irşad vazifesi için Anadolu’ya Kayseri’ye dönmüştür.

Hızır Aleyhisselâm ile Sohbeti
Somuncubaba Sultân’ül-Ârifîn Bayezîd-i Bistâmî’nin ruhâniyetinden manevî terbiye almış, Hızır aleyhisselâm ile sohbetleri olduğuna dair rivayetler vardır. Buna göre Somuncubaba Üveysiyy’ül meşrebdir. Bu makamın “kutb-u a’zam”a nispeti vardır. Bu makamlar, Makam-ı Hızır, Makam-ı Üveys diye tabir edilir




Kayseri Hayatı
Burada insanlara irşad vazifesinde ve nasihatlerde bulundu. Nasihatleri hasta gönüllere şifa oldu. Ondan feyz alan birçok talebesi oldu. Çok sevdiği talebelerinden Şücâ-i Karamânî’yi yanına çağırarak; “Ankara’da Nu’mân isminde bir müderris vardır. Onu bulup buraya davet ediniz” buyurdu. Talebesi hocasının bu emri üzerine Ankara’ya giderek durumu Müderris Numan’a bildirdi. Numan’a Bayram ismini Şeyh Hamidi Aksarayi vermiştir. Zira Kayseri’ye Kurban Bayramında geldiği için ona Bayram demiştir. Numan Hazretleri “Bu davete icabet lâzımdır” diyerek, birlikte Kayseri’ye döndüler. Burada Şeyh Hamîdi Aksarayi’nin sohbetlerinde bulunan Numan Hazretleri, onun büyük bir alim ve evliya olduğunu anladı. Pekçok kerametlerini de görünce, daha çok bağlandı. Hocasından zâhirî ve bâtınî ilimler öğrendi. Kısa sürede büyük mesafe aldı. Hocası birgün “Hacı Bayram! Zâhirî ilimleri ve bu ilimlerde yetişmiş âlimleri ve derecelerini gördün. Bâtınî ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiş velîleri ve derecelerini de gördün. Hangisini murâd edersen onu seç!” buyurdu. Hacı Bayram velilerin yüksek hallerini görerek, kendisini tasavvufa verdi. Şeyh Hamidi Aksarayi’nin himmetinde zamanın büyük velilerinden oldu.


Bursa Hayatı

Şeyh Hamîdi Aksarayî aldığı manevi bir emir üzerine kayseri’den Tebriz’e gitti. Burada bir süre kaldıktan sonra Anadolu’ya gelip, bir süre Darende ve Kayseri’de ikamet ettikten sonra Aksaray yoluyla makamı (Kutbiyyette)iken Bursa’ya gelmiştir.

Burada bir ümmi gibi davrandı. İlminin varlığını kimseye göstermedi. Bursa’da Molla Fenârî Mahallesinde, Ali Paşa Çınarı civarında olup, iki gözlü bir fırın yaptı. Büyüklüğü 8-10 Ramazan pidesi konulabilecek kadardır. Soldaki daha büyük olup asıl ekmeklerin pişirildiği fırındır. 70-80 ekmeğin konulabileceği büyüklüktedir. Somuncu Baba’nın ekmek yeri ise Ulu Cami’nin karşısında yer alan sahaflar çarşısının ortasıdır. Yakın zamana kadar Somuncubaba’nın ekmek sattığı yer olduğu belirtilen mahalde, çarşı esnafı her hafta Cuma günleri bir araya gelirler, dua ederler ve sonra dükkanlarını açarlardı. Fırınının yanında ibadetini yaptığı bir odası vardı. Odanın kıble yönünde ise nefsini terbiye etmek için kullandığı Çilehanesi bulunmaktaydı. Bu oda bir insanın ancak oturabileceği kadar genişlik ve yükseklikteydi. Bu durumunu kimseye bildirmedi. Halk içinde Hak ile olmağa gayret etti. Geçimini iki gözlü fırınınında pişirdiği ekmekleri satarak sağlardı. Ekmekleri merkebiyle dağdan getirdiği odunlarla pişirirdi. Pişirdiği ekmekleri ekmek küfesine koyup sırtına alarak “Somun! Mü’minler somun!” derdi. Somun sattığından dolayı halk arasında Somuncubaba diye bilinirdi. Ekmeği bereketli ve lezzetli olan Somuncubaba halk arasında çok sevildi. Ekmekleri lezzetli olduğundan halk adeta kapışırdı. 
Somuncubaba günlerden birgün fırınında ekmek pişirirken fırına Yıldırım Bayezid’in damadı Seyyid Emir Sultan Hazretleri geldi. Selam verererek içeri girdi. Selamlaşma faslından sonra birbirlerinin gözlerine baktılar. Emir Sultan elinde içinde yemek bulunan bir çömleği pişirmesi için Somuncubaba’ya verdi. Somuncubaba çömleğin kapağını açıp fırına sürmek istedi ancak çömlek bir türlü fırına girmiyordu. Bir kez daha denedikten sonra Emir Sultan’a dönerek; “Anladım ki bu çömleği fırına sen süreceksin!” dedi. Emir Sultan Hazretleri Somuncubaba’nın elinden aldı ve kendisi fırına sürdü. Fakat fırında ateş yoktu. Somuncubaba fırının ağzını kapatıp biraz sonra pişeceğini belirterek beklemeye başladılar. Fırında ateş olmadığı halde yemeğin piştiğini gören Emir Sultan, Somuncubaba’nın büyük bir veli zat olduğunu anladı. Fırında tasavvuf üzerine sohbet ettikten sonra ayrıldılar. 
Somuncubaba Yıldırım Beyazıd Han’ın yaptırdığı Ulu Cami’nin inşaatında çalışan işçilerin somun ihtiyacını karşıladı. Somuncubaba’nın Bursa’da veli olduğu Ulu Cami’nin açıldığı Cuma Namazında anlaşıldı. Caminin açılış merasiminin Cuma namazıyla yapılacağı ilan edildi. Yıldırım Beyazıd, damadı Emir Sultan, Molla Fenari hazretleri, ulemadan büyük zatlar ve kalabalık halk camiyi doldurdu. Yıldırım Beyazıd Caminin açılış hutbesini Emir Sultan hazretlerinin vermesini istedi. Ancak Emir Sultan “Sultânım! Zamanın büyük âlimi burada iken, bizim hutbe okumamız uygun değildir. Bu câmi-i şerîfin açılış hutbesini okumaya lâyık olan zât şu kimsedir” demesi üzerine camide bir uğultu oldu. Eliyle de Somuncubaba’yı işaret etti. Yıldırım Beyazıd’ın emri üzerine Somuncubaba minbere dpğru yürüdü ve Emir Sultan’ın yanına gelince duygularını, Emir Sultan’a; “Hay Emir Hay! Niçin bizi fâş ettin?” diyerek dile getirir. O da; “Senden ileride bir kimse göremediğim için öyle yaptım” cevabını verdi. Cemaat, somun satan bir ekmekçi olarak tanıdığı zatın hutbesini merakla bekliyordu. Acaba nasıl bir hutbe irad edecekti. Somuncubaba şöhret afettir düstürundan hareketle kendisini halktan gizlemiş, ancak Emir Sultan’la tanıştıktan sonra vakti gelince Emir Sultan onun büyük bir alim ve veli bir zat olduğunu açığa vurmuştur. Çevreden büyük alimlerin ve meşayihin de bulunduğu kalabalık bir cemaate önce imamlık ve hatiplik yapan Somuncubaba, namazdan sonraki vaazını da Fatiha sûresinin tefsirine tahsis eder. “Bu sûrenin tefsirinde zamanımızdaki bazı ulemanın müşkilleri vardır” diyerek Fatiha sûresinin yedi ayrı makamda tefsirini yapar. Cemaat içinde bulunan Molla Fenari’nin gerçekten mevcut olan müşkillerini halleder. Bu olay, camideki hem ulema, hem meşayih, hem de diğer cemaat arasında hayret ve takdir duygularıyla karşılanır. Somuncu Baba’nın büyük bir velî ve kutup olduğu ayrıca onun hem zahir, hem de batin ilimlerine vakıf olduğu bu vaaz ve hitabetiyle anlaşılmıştır. Somuncubaba öyle bir hutbe verdi ki Bursalılar daha önce böyle bir hutbe dinlememişlerdi. Fâtiha sûresinin, yirmi ana ilim üzerine yedi türlü tefsîrini yaptı. Öyle hikmetli sözler söyledi ki cemaat hayranlıkla ve ilgiyle hutbeyi dinledi. 
Cuma namazı sonrası cemaat Somuncubaba’yı görmek, elini öpmek ve hayır duasını almak istedi. Cemaatin bu isteğini geri çeviremedi. Kapıda durdu ve herkese elini öptürmüştü. Caminin üç kapısından da çıkan Somuncubaba’nın elini öptüğünü söylediler. Somuncubaba Allah’ın izniyle üç kapıda da aynı anda bulunarak cemaate elini öptürmekle keramet göstermiştir. 
Molla Fenari, Cuma namazından sonra Somuncubaba’yı evinde ziyaret etti ve bu günlerde Fatiha suresinin tefsirini yapmak istediğini bazı anlamadığı yerler olduğunu bu hutbeyle bilemediği yerleri izah ettiğini vurguladı. “Şeyh Hamîd, bize burada hikmetler saçıyor ve büyüklüğünü gösteriyor. Fatiha’yı yedi vecih üzere tefsir eyledi. Birinci tefsiri herkes anlayabilirdi. İkinciyi, buradaki bazı kimseler anlayabildi. Üçüncüyü ise bir kısmını aklım idrak ettiyse de bir kısmını idrak edemedi. Bundan sonraki vecihleri ise, bizim idrakimizin dışında kaldı. Ancak kendisi idrak edebilir.” Medreseden kazandığı ve helal olduğunu belirttiği beşbin akçeyi kabul buyurduğu takdirde hediye etmek istediğini söyledi. Somuncubaba “Helal olduğunda şüphemiz yoktur. İçinden bir akçe verin de merkebimize taze ot getirsinler” der. Verilen akçe ile biraz taze ot satın alarak merkebin önüne korlar. Merkep bir süre kokladıktan sonra otun üzerine çişini yapar. Bunun üzerine Somuncu Baba: “Bu zamana kadar merkebimiz şüpheli gördüğü şeyi yememiştir” deyince Molla Fenari: “Talebeniz olmakla şereflenmek istiyorum” diyerek onun eteğine yapışır ve talebesi olur. Molla Fenari’nin mürşidi artık Somuncu Baba’dır. Somuncubaba ona teveccühte bulunur. Ondan aldığı feyz ile alimlerce asırlarca muteber bir tefsir olarak kabul edilecek tefsirini bitirir. Sırrının ifşa olmasından sonra Gavas Paşa Medresesi’nden birkaç talebeyi yanına alarak Bursa’dan ayrıldı. Bunu duyan Fenari ona yetişti. Bir çınarın altında oturdular. Bursa’da kalması için ricalarda bulundu, yalvardı. Ancak o bir kere çıktığı bu yoldan geri dönmedi. Fenari Bursalılara dua etmesini istedi. O da Bursa’ya dönerek feyizli, bereketli bir şehir olması ve yeşil kalması için dua ederek vedalaştılar. Şimdi bu çınarın bulunduğu yere dua çınarı denmektedir.

Aksaray Hayatı
Molla Fenari’nin bütün ısrarlarına rağmen Bursa’da kalmak istemeyen Somuncubaba Aksaray’a geldi. Ömrünün sonuna kadar bu şehirde kaldı. Hem zahiri hem de batıni ilmi ile Aksaray halkının gönlünde mümtaz bir yer edindi. Bu yönüyle ona Hâmid-i Aksarâyî denilmeğe başlandı. Halkı irşad etmek, Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmek İslamiyeti yaymakla uğraştı. Hacı Bayram-ı Veli ile hacca gitti. Dönüşlerinde kendisine halife tayin etti. İrşadla vazifelendirdi. 
Ziraatle uğraşan talebelerinden birine bir miktar tohum verdi. Bu tohumların yarısını tarlasının bir kısmına diğer tohumları da tarlanın diğer bölümüne ekmesini söyledi. Talebe tohumları hocasının istediği şekilde ekti. Ekinlerin yetişdiği mevsimde tarlaya gittiklerinde tarlanın bir kısmında ekin oldukça güzeldi. Ancak diğer yarısında ekin bitmemişti. Hamîd-i Veli talebesine “Bu tarlalardan hangisi bizim, hangisi sizindir?” buyurdu. Talebesi iyi ekini olan tarlasının hocasının olduğunu söyledi. Hakikatte ise bu böyle değildi. Talebe utandığından böyle söyledi. Somuncubaba ekinlere bakarak “Biz âhiret için çalışıyorduk. Acaba hangi günahımızdan dolayı dünyâmız ma’mûr olmaya başladı?” buyurarak üzüntüsünü dile getirdi. Talebe hocasının bu duruma oldukça üzüldüğünü görünce gerçeği söyleyerek üzüntüsünü giderdi
Birgün yaşlı bir kadın Somuncubaba’nın huzruruna gelerek, Efendim! Benim bir ineğim vardı. Sabahleyin sığırtmaca ineği teslim ettim, fakat akşam ineğim dönmedi. Çok aradım, ineği bulamadım. Ne olur derdime çâre olunuz” diye yalvararak ağladı. Kadının bu vaziyetine dayanamayan Somuncubaba “Sen burada bekle. Biz etrafı bir araştıralım, bulursak getiririz” buyurdu. Somuncubaba araştırma yapmadan istikametini bozmadan doğruca ineğin olduğu yere doğru gitti. Yaşlı kadında onu gizlice takip etmekteydi. Hamîd-i Veli bugünkü türbesinin olduğu yere geldiğinde ineğin burada otladığını gördü. Ey mübarek hayvan! Niçin diğer hayvanlardan geri kaldın da bizi buraya kadar yordun?” deyince, inek dile gelerek “Bugün yavruma süt verecek kadar karnımı doyuramamıştım. Onun için burada otluyordum” dedi. Bu duruma şahit olan yaşlı kadın duyduklarına ve gördüklerine inanamadı. Onun derecesinin üstünlüğünü anladı. Onun sevenleri arasında yer aldı. 
Somuncubaba Aksaray Ervah Kabristanlığı’nda medfun bulunan kabrinin yanından aşağıda bir çilehanesi vardı. Burada ibadetle meşgul olurdu

Vefatı
Şeyh Hâmid-i Aksarâyî hazretleri, 815 (m. 1412) senesinde, birgün dostları ve talebeleriyle helalleşip, iki rek’at namaz kılıp, uzun uzun duâ ettikten sonra Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti. Cenaze namazını Hacı Bayram-ı Velî kıldırdı. Bugünkü türbesinin olduğu yere defnedildi. Türbesi Aksaray kabristanının ortalarındadır. 1400 (m. 1980) senesinden itibâren, Aksaraylı Şahin Başer Bey’in gayretleriyle türbesi onarılarak bugünkü şekle kavuşmuştur. “Somuncu Baba’nın çilehânesini ve türbesini ziyâret edenler, rûhâniyetinden fevkalâde feyz ve bereketlere kavuştuklarını, dünyâyı unuttuklarını söylemişlerdir. Onu vesile ederek Allahü teâlâya yapılan duâların kabûl olduğunu da bildirmişlerdir.” 
Cenab-ı Hak ( CC ) bu pür kusür turabı babı evliya Necdeti kabirde mahşerde cenneti Alada onların cemaatiyle Haşr u Cem eylesin.
Amin bi hurmeti seyyidi mürselin.
Hamîd-i Aksarâyî hazretlerini çok sevenlerden biri şöyle anlattı: “Aksaray’da me’mûr olarak vazîfe yapıyordum. Bir üst makama terfim ihtilaflı idi. Şeyh Hâmid-i Velî hazretlerine gittim. Türbesini ziyâret ederek, ona durumumu anlattım. Çilehânesinde iki rek’at namaz kıldıktan sonra eve geldim. Gece rü’yâmda Hâmid-i Velî’yi gördüm. Bana buyurdu ki: “Evlâdım, hiç üzülme, üst makama geçeceksin. Biz evliyâ kullar, senin o makama geçtikten sonra, istifâ edip, serbest olarak İslâmiyete hizmet etmeni, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara bildirmeni arzu ediyoruz” buyurdu. Hakîkaten, kısa bir zaman sonra bir üst makama geçme emri geldi ve istifâmı vererek İslâmiyete hizmet etmeye çalıştım.” 
Hâmid-i Aksarâyî hazretlerinin okuduğu kasideler, Aksaraylıların dillerinde dolaşmaktadır. Bunlardan ba’zıları şöyledir: 

Biz ol âşık yiğitleriz,
Akıl, rüşd bize yâr olmaz.
Mey-i aşk ile sermestiz,
Bizler asla sarhoş olmaz.
Diriyiz dâim ölmeyiz,
Karanlıkta hiç kalmayız,
Çürüyüp toprak olmayız,
Bize gece gündüz olmaz.
Bizim illerde ay ve gün,
Sebat üzre durur dâim.
Televvün irişür âna,
Gehî bedr-ü-hilâl olmaz.
Bizim bahçedeki güller,
Dururlar taze, solmazlar,
Hazân olup dökülmezler,
Kış mevsimi bahar olmaz.
Şerbeti aşk için içtik,
Feragat mülküne göçtük,
Yanıp aşkınla tutuştuk,
Bize tahrûk-ü-târ olmaz.
İrelden Şems’in nûruna,
Vücûdun zerreden katre
Ne katre, ayn-ı bahr oldu.
Ona çukur kenar olmaz.
Bırak ey Hâmidâ vârı
Görem dersen sen ol yân,
Görecek ol tecellâyı,
Ondan üstün kemâl olmaz.
* * *
Senden dolu iki cihan,
Oldum Zuhurunda nihân.
Ger bulmayam seni ayan,
Yâ Rab n’ola hâlim benim?
Şol gün ki mîzân kurula,
Hak huzûrunda durula,
Hizmetçi nâra sürüle,
Yâ Rab n’ola hâlim benim?
Ağlarım işte zar ile,
Eyvah kaldım eller ile,
Tanışmadım sen yâr ile,
Yâ Rab n’ola hâlim benim?
Hâmidî’nin gözü yaşı,
Doldurur dağ ile taşı,
Bilmem nidem garîb başı,
Yâ Rab n’ola hâlim benim?
Hâmid-i Aksarâyî hazretleri hakkında yazılan ba’zı kasideler de şöyledir:
Geldi Hâmid çü verdi Rûm’a ziya
Ölü kalbi diriltip etti ihya.
Hacı Bayram’a ândan oldu nazar,
Her kim âna erişti buldu rehâ.
Sa’îd-i nûr cezbesiyle sunup,
Câm-ı aşkı içirdi verdi safa.
Pertev-i nûr cezbesiyle ol er,
Ölü kalbi diriltip etti ihya.
Bursa’dadır şimdi iki gözlü fırının,
Bismillah diyerek hamuru yoğurun,
Elin değdikçe bereketlenir hamurun,
Piştikçe lezzetlenir o güzel somunun.
Küfelere koyarak yüklenirsin sırtına,
Ulu Câmi önünden inersin sahaflara
Somunlar, mü’minler! dersin Bursa halkına,
Âhıreti düşünüp yersin helâl lokma.
Fâtiha’yı yedi tefsîr edip açarsın,
Ulu Câmi içinde hikmetler saçarsın,
Hacı Bayram-ı Velî’nin de hocasısın,
Ârif-i billahsın, kutubsun, evliyâsın.

Somuncubaba Külliyesi:
Aksaray’ın medar-ı iftiharı büyük veli zata ve Aksaray şehrine yaraşır bir Somuncubaba külliyesinin olmaması önemli bir eksiklikti. Bu eksiklik Bugün Aksaray Belediyesi tarafından bir proje ile gerçekleştirilmiş durumdadır. Böyle bir projeyle Somuncubaba Külliyesi’nin nin Aksaray’a kazandırılması oldukça önemli ve sevindirici bir durumdur.

 
  Bugün 28267 ziyaretçi (70374 klik) kişi burdaydı! Allah Razı olsun!..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=