derviş,sofi,ilahi,ilahiler,dervişler,tarikat,tasavvuf,zikir,medine,mekke,zikrullah,mürşid,mürid,efendimiz,resulullah,salavat, en güzel ilahiler
  sofininmanasi
 


SOFİLİK NEDİR?

Çoğu insan zanneder ki sofilik çok ilim ve menkıbe bilmekle olur. Öyle değildir. Bunları bilmenin elbette faydası vardır ama esas olan bildikleriyle ahlâkını güzelleştirmektir. Sofi mürşidinin kemalâtından aldığı ölçüde olgunlaşır iyi olur. Allah Tealâ buyurur: “Erkek ve kadın mümin olarak kim iyi bir amel işlerse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız.” (Nahl 97)

Şu halde Allah yolundaki sofinin yetişmişliğinin ölçüsü terazisi vardır. Herkes kendini o terazide tartsın. Allah’ın ilminden büyüklerin kemalâtından kendisinde ne kadar güzel sıfat ortaya çıktıysa iyidir. Güzel vasıflar oluşmamış günahı hayrı karıştırmış ise aldanmıştır. Onun için “Yirmi senelik otuz senelik sofiyim!” demekle olmaz.

Sofiliğe girdiğinde yüz çeşit günahın varken bunu otuza yirmiye indirebildinse sofilik olur. “Kâmil şeyh buldum!” demekle de her şey hallolmaz. Böyle olsaydı peygamberlerin oğulları peygamber gavsların oğulları hep gavs olması gerekirdi. Hatırlamak lazım Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Kenan babasının gemisine binmemiştir.

Allah kâmil sofinin kemalâtını yemeye içmeye çaya sohbete ilahiye değil amel-i salihe itaate bağlamıştır. Tasavvuf büyüklerinin söylediği gibi yeme giyme evlenme barınma ihtiyaç oranında olursa dine uygundur. İslâm’ın hakikatine aykırı değildir. Bu dünya hazlarından uzak kalmak mümkün olsaydı insan onları terketmeyi faydalanmamayı fırsat bilirdi. Lakin insan bedeninin gücünü sıhhatini korumaya muhtaçtır.

İnsan yemekle içmekle uyumakla sıhhat kazanır. Bedene iyi bakılırsa Allah’a itaat ve ibadetini de güzel yapar. Beden tıpkı bir binek gibidir. Bakılmaz harap bırakılırsa dünyaya da ahirete de yaramaz. İslâm’a uygun şekilde yemek içmek evlenmek barınmak makbuldur. İslâmî ölçülere uymazsa vebal olur.

Kişinin kendisini ilgilendirmeyen işlerden mevzulardan uzaklaşması da güzel müslüman oluşundandır. Kendisini ilgilndirmeyen boş meselelerle ömrünü tüketenler ziyan içindendir. Kendisini ilgilendiren İslâm hükümlerine göre hayatını tanzim etmesi gerekir.

Müslüman aile hukukuna bu hükümlere göre dikkat eder. Rızkını kazanması kimseye muhtaç olmaması onun en büyük saadetidir. Muhtaç olanlara yardım etmek ise müminin yapacağı en güzel işlerden biridir.

Sofi iyi bilmelidir ki işin esası yaratılışımızdaki nefsi terakki ettirmektir. Eğer nefsler terakki etmeseydi Allah bizi bununla mükellef kılmazdı. Nefsi terakki ettirmek nefs-i emmareden levvameye mülhimeye vs. geçmekle olur.

Nefs evin kirliliği gibi süpürgeyle temizlenmez. Nefsin sıfatlarını değiştirmek gerekir. İnsan nefsini güzel ahlâk ibadet ve taat ile temizlerse terakki eder. Nefs yaratıldığı sıfatla kendi haline bırakılırsa ahsen-i takvim (en güzel yaratılış) sırrından uzaklaşır esfel-i sâfilîne (aşağılar aşağısına) düşer.

Allah Tealâ buyuruyor: “… Bir toplum kendilerinde bulunan özellikleri değiştirinceye kadar Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi miartık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. …” (Ra’d 11)

Bunun gibi insan kötü ve çirkin hallerini değiştirip Allah’ın rızasına uygun hale getirmedikçe sofi olmaz. Kalb-i selime ulaşmanın birinci yolu da gayret etmektir. Dinini kendi aklına göre değil ilmihal kitaplarında alimlerin bildirdiği gibi yaşayıp tasavvuf ilminin de usullerine göre vazifelerini yerine getirmektir.

NEV'İYAT // TASAVVUF-TARİKATLAR ÇIKIŞI  
 

TASAVVUFUN ORTAYA ÇIKIŞI

 

Tasavvufun kaynağı Kitap ve Sünnettir. Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin yaşadığı zühdî hayat yani dünyadan el etek çekme hali, ashabı tarafından da yerine getirilmiştir.

Tasavvuf, asr-ı saadette mevcut olup, ashab ve tabiîn ile daha sonra gelenlerin bu esasları muhafazası onun zamanımıza kadar devamını sağlamıştır.

İslâm fetihlerinin genişlemesi, harpte elde edilen ganimetlerin müslümanların refah ve sefahate sevk etmesi, bu ilmin müstakil bir tarzda zuhuruna medar olmuştur.

Bu haliyle tasavvuf ilk olarak Basra'da zuhur etmiştir, ilk devir sofilerinin hepsi zahittir. (1)

İlk önce sofi ismini alan zât Ebu Hâşim Sofi'dir. (ölm. 150/767) İlk tekke de Suriye'de Reml şehrinde Ebu Hâşim tekkesidir.(2)

Ebu Hâşim ile başlayan zühdî hareketler, kısa zamanda islâm memleketlerine yayıldı. Tarikat öncesi tasavvuf diye isimlendirilen bu devir sofileri azdır.

İmam Kuşeyri Risale’sinde seksen üç tane sofinin terceme-i halini zikretmiştir.(3)

Sofiyye mesleğine ilk olarak bir hareket veren Süfyan Sevrî'dir. (ölm. 161/778) Bu zât, Ebu Hâşim'e nisbetle daha çok şöhret bulmuştur.(4) Süyfan Sevri birkaç arkadaşı ile birlikte zâhidane bir hayat yaşamıştır. Arkadaşlarından biri Rabiatü'l - Adeviyye, (ölm. hicrî II. asrın sonu) diğeri Şeybetü'r-Ra'î'dir. (ölm. 158/775)" Şeybe, dünyayı terk ile Lübnan dağlarına çekilmiş, orada tek basma yaşamıştır.(5)

Sofiyye mesleğinin yayılmasına hizmet eden iki sofi, Zünnûn Mısri (ölm. 245/859) ve Ebu Yezid Bistamî'dir. (ölm. 261/875) (6)

Yukarıda zikrettiğimiz zevattan başka, sofiyye mesleğini ihtiyar etmiş kimselerin büyük bir kısmı Horasanlı'dır.

İmam Gazzâli'nin (ölm. 505/1111) eserlerinden önce, sofiyye hakkında yazılmış olan Risâletü'l - Kuşeyrî dahi, sofiyyenin zuhurundan çok sonradır. Risâletü'l - Kuşeyrî'yi yazan Ebu'l-Kasım Abdü'l - Kerim Kuşeyri bu eserini 437/1045 tarihinde tamamlamıştır.(7)

İmam Kuşeyrî, Eş'arî Mezhebi'ne mensuptur. O, eserinde sofiyyenin Ehl-i Sünnet Mezhebi'ne uygun olduğunu isbât etmek için çeşitli deliller ileri sürmüştür.(8)

Müslümanlar arasında tasavvuf gelişmeye ve yayılmaya devam ettiği sürece, bunun yanı sıra güzel sanatlarla alâkalı eserlerin de inkişaf edeceğini düşünmek normaldir.

İnsanı, Hakk'ın kudretinin tecellilerini müşahededen bir an geri bırakmayan, kâinattaki umumî ahengin, insanları teşhir eden esrarım ruhlara duyuran bu ilâhî aşk, şâirler için de mükemmel bir ilham kaynağı olmuştur.

Hicrî birinci asır acem edebiyatında kasîde, gazel ve mesnevilerinde tasavvufa karşı meyil göze çarpmazken, diğer asırlarda yazılmış manzum parçalarda tasavvuf neş'esi müşahade edilmektedir. Tasavvufa meyli olmayan şâirler bile, devrinin umûmî arzusuna uyarak eserlerinde bu ruhu yaşatmaya mecbur kalmışlardır.

İran yoluyla Türkistan'a geçen tasavvuf cereyanı çok kısa zamanda bütün bölgeye yayılmıştır. Meselâ büyük sofi Hoca Ahmed Yesevî (ölm. 562/1167)'nin yaşadığı devirde Türkler uzun bir zamandan beri, tasavvuf fikrine alışmış, mutasavvıfların menkıbe ve kerametleri, sadece şehirlerde değil, göçebe Türkler arasında bile yayılmıştır.

*************************************************************************************************

1-Kuşeyrî, a.g.e. s. I. s. 49

2-Mevlânâ Câmî, a.g.e. s. 86.

3-Kuseyrî, a.g.e. c I. s. 51. 186.

4-Mevlana Cami, a.g.e. s.86

5-a.g.e. s. 86.

6-Sülemî, a.g.esr.. s. 15-67. Kuşeyrî, a.g.e. c I. s. 54-80.

7-a.g.e. c I. s. 18.

8-a.g.e. c I. s. 19-22

 (Dr. Selçuk ERAYDIN, Tasavvuf ve Tarikatlar 15-20)

 
 
  Bugün 27805 ziyaretçi (69009 klik) kişi burdaydı! Allah Razı olsun!..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=