derviş,sofi,ilahi,ilahiler,dervişler,tarikat,tasavvuf,zikir,medine,mekke,zikrullah,mürşid,mürid,efendimiz,resulullah,salavat, en güzel ilahiler
  menkibe
 
Menkıbe Sözlük Anlamı:
Arap ordularinin orta asyaya girmeleri sonucu ortaya cikan yeni bir edebiyat turudur..
Dini sahsiyetlerin meziyetlerini ve din ugruna yaptiklari seyleri anlatan eserler dini hikayeler öykülerdir..

~~~~~~

Gencin birisi Kâbe'de hep,
"Ey dogrularin yardimcisi olan Allahım, ey haramdan sakinanlarin yardimcisi olan Allahım, sana hamdü sena ederim" diye dua eder.
Bu durum herkesin dikkatini çeker.
Birisi, (Neden hep ayni duayi yapiyorsun, baska bir sey bilmiyor musun?) der.
O da anlatir:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altin dolu bir torba buldum. Tam 1000 altin vardi. Içimden bir ses (Bu altinlarla, sunlari sunlari yaparsin) diyordu. Hayir dedim kendi kendime, bu benim degil, baskasinin mali,kullanmam haram olur dedim.
Bu sirada birisi, "söyle bir torba bulan var mi?" diye bagiriyordu. Çagirdim onu, nasil bir torbaydi, içinde ne vardi diye sordum. Torbayi tarif etti ve içinde 1000 altin vardi dedi. Al öyleyse torbani diyerek verdim. Adam torbayi açip içinden bana 30 altin verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satiyorlardi. Gencin temizligi dikkatimi çekti. Yanlarina gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altin dediler. Adamdan aldigim 30 altini verip genci satin aldim.Bir iki yil geçti. Genç çok çaliskan, çok edepli idi. Onu aldigima çok memnun olmustum. Bir gün onunla giderken karsidan iki üç kisi geliyordu.
Genç bana dedi ki,Efendim, ben Fas emirinin ogluyum. Bu gelenler babamin adamlari. Beni buldular. Senden beni satin almak isterler. Sen iyi bir insansin, onlara 30 bin altindan asagiya satma) dedi.
O kisiler yanima geldi, bu esiri bize satar misin dediler. Satarim dedim. 60 altin verelim dediler. Olmaz dedim. Iyi ama sen bunu 30 altina almadin mi? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alin dedim. Artira artira 20 bin altina kadar çiktilar. 30 binden asagi olmaz dedim.Çaresiz kabul ettiler. Altinlari erip, genci alip gittiler. Ben o 30 bin altinla isyerleri açtim, ticaret yaptim, daha çok zengin oldum.
Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kizi var.Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler. Ben de "olur" dedim. Nikah kiyildi. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz rasinda bir torba dikkatimi çekti. Kiza, "bu nedir" dedim. "Içinde 970 altin var, babam Kâbe'de bunu kaybetmis, bulan gence 30 unu vermis. Kalanini da bana hediye etti, çeyizine koyarsin dedi".
Demek ki buldugum altinlar benim rizkim imis, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardim edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamdederim.

Aci da olsa, dogrulari söyleyiniz. (hadis i serif)
Takdirden ötesi yok... Nasipten ötesi yok...


Duvardaki Kir




Meşhur sûfilerden Malik b. Dinar k.s. bir zamanlar bir ev kiralamıştı. Komşusu bir yahudi idi. Malik b. Dinar’ın evinin kıbleye bakan cephesi o yahudi komşu tarafına denk düşüyordu.

Bu yahudi evinin önüne bir tuvalet yapmış, pislikleri Hazret’in duvarının kenarına atarak orayı kirletiyordu.

Bir gün Malik b. Dinar k.s. hazretlerinin yanına gelerek:

– Sen bu halden rahatsız olmuyor musun, diye sordu.

– Evet, oluyorum. Ama yıkıyor, temizliyorum.

– Bu sıkıntıya niçin katlanıyorsun ki? Bu düşmanlığa, kine kim için katlanıyorsun?

– Allah Tealâ’nın rızası için. Çünkü o şöyle buyuruyor: “O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için infak ederler. Öfkelerini de yutarlar ve insanları affederler.” (Âl-i İmran, 134)

Bu cevap üzerine yahudi;

– Ne iyi bir din ki, saygın bir kişi benim gibi birinin verdiği eziyete katlanıyor. Asla bağırıp çağırmıyor, sabredip kimseye söylemiyor, dedi ve derhal müslüman oldu.

Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya


Yaşı Küçük İşi Büyük Veli



Ebû Abdullah b. Cellâ (k.s) anlatır:

“Bir gün annem babama canının balık istediğini söyledi. Babam da balık satın almak için çarşıya gitti, ben de yanındaydım. Balık satın aldı. Durup onu taşıyacak birisine baktı. Tam karşısında ayakta bekleyen bir çocuk gördü. Çocuk babama,

“Amca, yükünü taşıyacak birisini mi arıyorsun?” diye sordu. Babam,

“Evet” dedi. Çocuk,

“Ben taşırım” diyerek balığı aldı, taşımaya başladı, birlikte yürüdük. O esnada ezan okundu. Çocuk,

“Müezzin ezan okuyor; benim temizlik yapmaya ve abdest almaya ihtiyacım var; eğer razı iseniz bekleyin, değilse balığınızı siz taşıyın!” dedi ve balığı bırakarak abdest almaya gitti. Babam,

“Biz balık için Allah’a güvenmeye daha layık kimseleriz” dedi ve mescide girip namaz kıldık. Çocuk da gelip namaz kıldı. Dışarı çıktığımızda, balık bıraktığımız yerde duruyordu. Çocuk balığı taşıdı ve bizimle birlikte eve kadar geldi. Babam çocuğun durumunu anneme anlattı. Annem,

“Ona söyle, yanımızda kalsın bizimle birlikte balık yesin” dedi. Biz de söyledik. Çocuk oruçlu olduğunu söyledi. Biz,

“Öyleyse git başka yük taşı, akşam bize gel, iftarını aç” dedik, çocuk,

“Ben günde bir defa yük taşıdım mı ikinci defa taşımam; fakat ben mescide gidip akşama kadar durayım, akşam olunca size gelirim” dedi ve gitti.

Akşam olunca çocuk eve geldi, beraberce yedik, içtik. Yemeği bitirince ona taharet ve abdest yerini gösterdik. Onun yalnızlığı tercih ettiğini gördük, kendisini bir odada bırakıp ayrıldık. Evimizin diğer odasında kötürüm bir kız vardı. Gecenin bir bölümü geçince, kız yürüyerek yanımıza geldi. Nasıl ayağa kalktığını sorduk, kız,

“Ya Rabbi, misafirimizin hürmetine bana afiyet ve sıhhat ver” dedim, ayağa kalktım!” dedi. Sonra çocuğu bakmaya gittik, bir de baktık ki kapılar olduğu gibi kilitli, çocuğu aradık bulamadık. Bunu gören babam,

“Bu çocuk Allah’ın veli kullarından birisidir; velilerin bazısı küçük, bazısı büyük yaşta olur!” dedi.

Ateşin Yakmadığı Âşık, 162-163, Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 684.



Bu Genç Resûlullah’ın (s.a.v.) Torunudur!



Hz. Hüseyin’in (r.a.) oğlu Ali Zeynelâbidîn (rah.) bir gün mescide giderken sebepsiz yere birisi ona kötü ve küçültücü sözler söyledi.

Yanında hizmetini gören gençler adamı dövmek için harekete geçtiler fakat Zeynelabidîn onlara engel oldu. Daha sonra adama dönüp:

—Ey falanca! Senin, hakkımda bilmediğin kötü hallerim, bildiklerinden ve şimdi dile getirdiklerinden daha fazladır. Eğer bunları anlatmaya senin bir ihtiyacın varsa, diğerlerini de sana söylerim!” dedi.

Adam yaptığından utandı ve üzüldü. Zeynelabidîn üzerindeki gömleği çıkardı adama verdi. Ayrıca bin dirhem de sadaka verilmesini emretti. Adam arkasını dönüp giderken şöyle söylüyordu:

—Ben şehadet ederim ki bu genç, Hz. Resûlullah’ın (s.a.v.) torunudur.”

Yöneticilere Altın Öğütler, 68, Semerkand yayınları


Allah’tan Korkan Hiçbir Şeyden Korkmaz



Ebû Osman Mağribi Şöyle anlatmıştır:Ebû Tâlib İhmimi ile seyahat ediyordum. Yolda yırtıcı hayvanlara karşı müthiş bir korku duymaya başladım. Zira bulunduğumuz vadide sayısız yırtıcı hayvan vardı. Ben:
— Bu vadiden çabucak geçmeliyiz, dedim. Ebû Tâlib sözlerime hiç aldırmadı. Üstelik orada geceledi. Ben korkudan asla uyuyamıyordum. O yatıp uyudu ve bana:
— Niçin uyumuyorsun? dedi
— Canavarların korkusundan, dedim. Bunun üzerine:
— Kim Allah Teâlâ’dan korkarsa hiçbir şeyden korkmaz. Mâdem ki sen yırtıcı hayvanlardan korkuyorsun benimle arkadaşlık edemezsin, dedi ve yürüyüp gitti.

 

 

 



 
 
  Bugün 27805 ziyaretçi (69003 klik) kişi burdaydı! Allah Razı olsun!..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=